Hem İstanbul Üniversitesi hem de Gazi Üniversitesinde gerçekleşen barışçı protestolar toplumun gündeminde yer buldu. Belki de bu yüzden üniversitelerin bölünmesi tasarısının tamamlanması 8 Mayısa kaldı. Temennimiz bu işin aceleye getirmeden geniş bir zamanda yeniden ele alınmak üzere ertelenmesidir.

İstanbul Üniversitesi mensupları oldukça profesyonel davrandılar ve gazetelere ilan vererek kamuoyunun duyarlılığının harekete geçmesini kolaylaştırdılar. Aynısını Gazi Üniversitesi mensupları da yapmalıdır. Öğrencilerimden bu yönde çok sayıda istek geliyor. Ama bu işin öğrencilerin değil öğretim elemanlarının ve özellikle Gazi mezunlarınca organize edilmesi gerekir. Zaman oldukça kısıtlı. Bununla beraber 8 Mayıs haftası sonunda Meclisin seçim çalışmaları için toplantılarını 24 Haziran sonrasına kadar ara vereceği açık. Bu nedenle Gazi Üniversitesi hocaları olarak da gazetelerde ilan vererek kamuoyu desteği sağlamak için harekete geçilmesi nde fayda var. Bu arada basında bir takım önemli kişi ve kuruluşlara ödül vererek kendinden söz etmeye çalışan Gazi Mezunları Derneğinin bu konuyla da ilgilenme nezaketi ve cesareti göstermesini bekliyorum.

Bu noktaya gelinmesini hükumeti sorumlu tutmayı yeniden düşünmek gerekir. Burada asıl yanlışı yapan Yükseköğreitm Kurulu. Belli ki YÖK ödevini iyi çalışmamış, gerekli değerlendirmeleri yapmakta yetersiz kalmış. İstanbul üniversitesi dışındaki üniversitelerin öğrenci sayısı kamuoyundan bir sır gibi saklanıyor. Örneğin Gazi Üniversitesinin lisans öğrencisi sayısı 50 bin civarında. Yüksek lisans ve doktora öğrencisi sayısının çokluğu akademik kadronun güçlü olmasından kaynaklanıyor ve üstelik bu durum ülkenin lehine. Topu topu 65 bin öğrenci. Bütün ana bilim dalları ve bölümler, enstitüler eğitim öğretimde üzerine düşeni yapıyorlar. Kamuoyunda sanki üniversiteyi rektör tek başına yönetiyormuş algısı var. Bu böyle değil. Her akademisyenin ve idarecinin tanımlanmış bir görev ve sorumluluğu vardır. Herkes bu görev ve sorumluluk çerçevesinde hareket eder. Bölünmek istenen üniversitelerin öğrencilerinden kamuya yansıyan bir şikayet var mıdır? Örneğin akademik faaliyetlerin yürütülmesinde bir aksama yaşanmış mıdır? Hayır. Bilimsel kalite konusunda da kaynakları bölerek değil iyi organize ederek sonuç alınabilir. Yani YÖK’ün iddia ettiği gibi ortada yönetilemezlik diye bir durum yok.

Siyasi iktidarın YÖK’ün hatalarından kaynaklanan bu geniş kamuoyu tepkisini gözden geçirmesi herkesi rahatlatacaktır. Türkiye Büyük Millet Meclisindeki oylamanın sonuçlandırılmamış olması hükumete bu fırsatı tanımaktadır. Ancak köklü üniversitelerin bölünmenin yanlışlığına dikkat çekmeye devam etmeleri şart. Bunu yaparken barışçı demokratik yöntemlerden asla şaşmamak gerekiyor. İstanbul ve Gazi Üniversiteleri mensup ve mezunlarına Ülkemizin geleceğine katkı için YÖK ün neden olduğu bu hatalı yoldan dönüş için Mecliste herkese ulaşması ve yanlışa dikkat çekmesi gerekiyor.

Öğrencilerimiz ve hocalarımız da kamuoyunu bilgilendirmek ve harekete geçirmek için öncelikle herkesin en az on milletvekiline ve YÖK üyelerinin her birine bu konudaki yanlışlığa dikkat çeken kısa mesajlar göndermeleri iyi olur. Ayrıca basında eğitim ve öğretimle ilgili yazanlara da mesaj göndermek ve duyarlılık oluşturmak gerekiyor.

Amacımız hükumetin YÖK tarafından sebebiyet verilen yanlışlıklar silsilesini durdurması ve yükseköğretimin gerçek sorunlarını çözmeye odaklanmasıdır. Biz halkız ve buna hakkımız var. Anayasa ve yasalar böyle diyor. Gelecek ümidimiz gençlerimizin bunu söylemeyi fazlasıyla hakkı var.

O zaman durmak yok. Yola devam!

Haklılığımızı anlatmak için kamuoyunu bilgilendirme ve taleplerimizi açıkça dile getirmeye devam etmeliyiz.

Categories:

Tags:

No responses yet

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir