(01.05.2017) Bir kanun ya da mahkeme kararının veya idari bir kararın ve elbette kişisel bir kararın hukuki bakımdan tartışmadan uzak kalması için hukuken tartışmalara yol açabilecek sakatlıklardan uzak olması gerekir. Hem İslam hukukunda hem de Roma hukukunda bir hukuki işlemin oluşumunda iradeyi sakatlayıcı nedenler varsa bu işlem sakat doğmuş kabul edilir. Hatta bazen hiç doğmamış sayılır. Bütün hukuk sistemlerinin benimsediği iradeyi sakatlayıcı sebepler hata, hile ve korkutma olarak kavramsallaştırılır. Bunlardan biri varsa ortaya çıkan hukuki sonuç iptal edilebilir. Buna karşılık açık kanun hükmüne aykırı bir işlem, hiç doğmamış kabul edilir. Bu yazımızda Yüksek Seçim Kurulunun anayasa değişikliği oylaması sırasında yaşanan aksaklıklar hakkında verdiği kararların ve ortaya çıkan referandum sonucunun geçerliliği konusunu irdeleyeceğiz.

Hukuk öğrencilerine bir yasal düzenlemenin evrensel standartlara uygun olmadığını basitçe açıklamak için kullandığımız bir ifade onlara her zaman çarpıcı gelir. Bir hukuksal düzenlemenin kanuna uygun olmakla beraber hukuka aykırı olduğunu söylediğimizde öğrenci önce bir şaşırır sonra da hukukun sadece bir kelimeden ibaret olmadığını idrak eder. Kanuna uygun ama hukuka aykırılıkla şeklen usule uygun yürürlüğe konan her yasal düzenleme ya da mahkeme kararı veya idari bir kararın evrensel hukuk standartlarını taşımayabileceğini kast ederiz. Hukuktan beklenen adaleti gerçekleştirmesidir. Adalet de hukuk kurallarının tutarlı ve istikrarlı bir şekilde anlaşılması ve uygulanmasını gerektirir.

Kanuna uygun ama hukuka aykırılığı örneklendirebiliriz: Hitler Almanya’sında Yahudilere yapılanların hepsi kanuna uygundu. Ancak dönemin evrensel hukuk anlayışına kesinlikle aykırıydı. Bundan dolayı Hitler’in kararnamelerini hukuk sayıp uygulayanlar Nürnberg Mahkemesinde sorumlu tutuldular. Sosyalist rejimlerin kanunları da hukuk olmadığı için doğu bloku yıkıldığında hepsi çöpe atıldı.

Öncelikle belirtelim ki Yüksek Seçim Kurulu anayasada yargı organlarının değil yasamanın düzenlendiği kısımda 79.maddede yer almaktadır. Yargı organları ise 138’inci maddeden itibaren düzenlenmiştir. Bu nedenle YSK kararlarının kesin olduğuna ilişkin durumu bu organın yasama kısmında yer aldığı unutulmadan değerlendirilmelidir. Diğer yandan bir organın kararının kesin olması ona keyfi davranma yetkisi sağlamaz.

Öncelikle 16 Nisan tarihinde gerçekleşen referandum YSK tarafından iyi yönetilememiştir. YSK başkanı Sadi Güven daha sonra karara dönüşmeyen bir talimatı kamuoyu ile de paylaşmış, ayrıca sandık görevlilerine de iletmiştir. Bu talimat oylama devam ederken yayınlanmıştır. Bu talimatta “mühürsüz oy pusulalarının” da geçerli kabul edileceğine işaret edilmekteydi. Fakat YSK’nın sayfasında yer alan 559 sayılı kararın hüküm kısmında mühürsüz oy pusulalarının geçerli sayılacağına ilişkin hiçbir ibare yer almamaktadır. Bu aksaklık bütün toplumun gözü önünde gerçekleşmiş ve sandık görevlilerinin mühürsüz oy pusulalarını geçersiz sayması engellenmiştir. Artık bu durumun telafisi de mümkün değildir.  Bu durumda şu soruyu sormak gerekiyor: Halkın oylamada iradesi sakatlanmış mıdır? Bu durumu Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri hakkında kanunun 101’inci maddesiyle birlikte değerlendirmek gerekiyor. Kanunun 101’inci maddesi mühürsüz oy pusulalarının geçersiz sayılacağını açıkça öngörmüştür. Söz konusu madde 2010 yılında değiştirilerek mühürsüz oy pusulalarının geçersiz sayılacağı daha açık bir şekilde ifade edilmiştir. Kanun bu konuda yoruma izin vermeyecek ölçüde açıktır.

Yüksek Seçim Kurulu açık kanun hükmüne rağmen mühürsüz oy pusulalarını geçerli sayarak iki fahiş hukuki hata yapmıştır. Bunlardan ilki YSK başkanına aittir diye anlamak gerekiyor. Çünkü basına yansıyan ifadeleri ilgili karar metninde göremiyoruz. Bu tasarrufun hukuk biliminde karşılığı sandık görevlilerini hataya sevk etmektir. Bu hata halkın referandum iradesini sakatlamıştır. Çağdaş bir ülkede böyle bir yanlışa imza atan bir kamu görevlisi derhal üzerine düşeni yapar. Ancak Ortadoğu ülkesi olmamız nedeniyle istifa kurumu kimsenin aklına gelmez. Hatta hata yapanı savunmak yiğitlik, adamına sahip çıkmak gibi dahi sunulur. Yani milyonları yanlışa sevk etmek sıradan bir kusur gibi geçiştirilir.

Yüksek Seçim Kurulu 573, 574 ve 575 sayılı 19 Nisan 2017 tarihli kararlarıyla halk oylaması sırasında yaşanan usulsüzlük iddialarını yerinde bulmayarak reddetmiştir. YSK’nın kararlarının kesin olmasının verdiği hukuksal imkan bu kararları tartışmamızı engeller mi? Konu hakkında başvurulan Danıştay da YSK kararlarının kesinliği gerekçesiyle itirazı yetkisizlikten reddetmiştir.

Danıştay kararı ne derece isabetlidir? Öncelikle anayasada seçimlerin yargı denetim ve gözetiminde yapılmasını öngörmekteki amaca bakmak gerekiyor. Burada amaç oylamanın “dürüst” şartlar altında gerçekleşmesini sağlamaktır. 16 Nisan oylamasının ne derece dürüst olduğu konusunda ciddi kuşkuların varlığı dikkati çekmektedir.

Geçmişte Danıştay’ın YSK kararlarını denetlediğini gösteren bir karar basında yer aldı. 02.03.2005 tarihli bu Danıştay kararında “YSK kararının uygulanmasına yönelik işlemin hukuka uygunluk denetimi yapılarak,… açıklanan nedenlerle davacının temyiz isteminin kabulü…yeniden bir karar verilmek üzere dava dosyasının Mahkemeye (idare mahkemesi) gönderilmesine” karar verildiği anlaşılmaktadır. Danıştay’ın yaşanan bunca usulsüzlüğe rağmen en son verdiği red kararı isabetli değildir. YSK başkanının sandık görevlilerini yanıltması ve bu yanıltmanın açık bir kanun hükmüne aykırı olması Danıştay tarafından görmezden gelinmiştir.

Ortaya çıkan halkın iradesini sakatlayıcı bu durum 1946 genel seçimlerini andırmaktadır. Çünkü iktidarı bırakmak istemeyen Cumhuriyet Halk Partisi 1946 genel seçimlerinde daha sandıkları açılmadan sonuçları duyurmaya başlamış ve sonuçta iktidarı bu defalığına kaçırmamıştı. Ancak bu denli düşük standartlı bir seçim 2017 halk oylamasına kadar tekrar etmemiştir. Artık bundan sonra dürüst seçim anlayışı ile bağdaşmayan ikinci bir örnek de siyasi tarihimizde yer almış durumdadır.

Aslında 2017 referandumu sırasında halkın iradesini sakatlayıcı uygulamaların habercisi niteliğinde ciddi emareler önceden de ortaya çıkmıştı. Örneğin Anayasanın 67’inci maddesinin son fıkrasında “seçim kanunlarında yapılan değişiklikler yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz” hükmü yer almaktadır. Bu açık düzenlemeye rağmen 9 Şubat tarihli 687 sayılı OHAL kararnamesiyle televizyon kanallarının muhalefete eşit süreli yer vermesi yükümlülüğü kaldırılmıştır. Bu durum referandum sırasında adil bir rekabeti engellemiş ve kamuoyunu bilgilendirmede iktidar lehine aşırı bir avantaj sağlamıştır. Bu durum anayasa ile bağdaşmamaktaydı. Bağda��sa bile ancak bir yıl sonra yapılacak seçimde uygulanabilirdi. Halk iradesinin ortaya çıkacağı bir referandumda yarış şartlarının hem de anayasaya açıkça aykırı şekilde değiştirilmesine ses çıkarmayan Yüksek Seçim Kurulunun oylama devam ederken kural değişikliğine gitmesi ise ayrı bir anayasa ihlalidir.

YSK verdiği red kararlarında bir başka acziyet içine düşmüştür. Buna göre tam kanunsuzluk durumu söz konusu değildi. Bu durumda yarım kanunsuzluk meşru hale mi gelecektir? Bu mantıktan hareketle teşebbüs halinde kalan suçlara ceza vermeye gerek olmadığını mı düşünmemiz gerekecektir? YSK’nın verdiği karara gerekçe bulamadığı çok açıktır. Çünkü bir yandan karara dönüştürülemeyen bir talimat ile kamuoyu yanıltılmıştır. Diğer yandan bu yanıltma acemilikle açıklanamaz. Zira kanunun kuralı açıktır ve burada bir yorum yapılamaz. Bu durumda referandum sonucunun kullanılan bütün devlet bütçesine rağmen elde edilememe olasılığına binaen hakemin hatalı davranışı devreye girmiştir mi dememiz lazım? Spor yorumcuları böyle bir duruma ne derlerdi? Halk oylaması bir spor karşılaşması kadar önemli ve değerli değil midir?

Sonuç olarak 16 Nisan 2017 günü yapılan ve görünürdeki sonucu ile hükumet sistemini değiştiren referandumda yaşanan usulsüzlüklerin bundan sonraki seçimlerde tekrarı hiç de sürpriz olmayacaktır. Dileğim Türkiye’nin bundan sonra artık tipik bir üçüncü dünya ülkesi gibi davranmaya devam etmemesidir.  Böylesine önemli bir karar hakemin taraf tuttuğu bir maç görünümüne sokulmamalıydı.

NOT: Kaynak belirtmek koşuluyla yazımız başka sayfalarda ücretsiz yayınlanabilir.

Categories:

Tags:

No responses yet

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir