09.10.2017 Dış politikanın kendine has özellikleri vardır ve devletler bu alanda uzun dönemli stratejilerine göre davranırlar. Siyasi iktidarların değişmesi devletlerin dış ilişkilerinde bazı renk tonlarını değiştirse bile kökten bir değişime sıkça rastlanmaz. Köklü her devletin dış ilişkilerde temel çıkarlar bağlamında kendince birtakım doğruları vardır. Bu doğrular başka devletlerin çıkarları ile bağdaşmayabilir. Bu gerçek ilk devletten beri bilinen, sıradan sayılabilecek bir genel bilgidir. Devletlerden birbirine âşık olma derecesinde bir bağlılık beklenemez. Böyle bir beklenti doğru ve gerçekçi de değildir. Yabancı devletlerden duygusal bir yakınlık beklemek beyhude bir davranıştan öteye geçmez. Dış politikada “herkes bize düşman” ya da herkese “meydan okuma” gibi tutum ve davranışlar gerçekçi olmanın ötesinde sürdürülebilir de değildir. Bu gerçek süper devletler için bile aynıdır.

Dış politikada başarı öncelikle diplomasinin inceliklerini bilmek ve uygulamaktan geçer. Ancak diplomaside ustalığın sağlayacağı avantaj da sınırlıdır. Bir devletin dış politikadaki başarısı öncelikle kendi iç dinamiklerinin ona sağladığı güçle orantılıdır. Nükleer silahı, kendi savunma endüstrisi, güçlü ordusu ve dev ekonomiye sahip olmak, dış politika hedeflerine ulaşmayı kolaylaştırır. Tarihi miras da güçlü devlet için bir üstünlük sağlar. Buna karşılık tarihi hafıza, istikrarsız ya da ekonomik zorluklarla boğuşan bir devlete karşı diğer aktörlerin sürekli teyakkuz halinde olmasına yol açar. Yazımızda bu açıklanan çerçevede Türkiye ile Almanya’nın giderek kötüleşen ilişkileri ve sonuçları hakkında duracağız.

Almanlar ile siyasi ilişkiler yüzyıllar öncesine uzanıyor. En bilindik olanı Osmanlı ordusunun Viyana önlerinde 1683’te uğradığı ağır ve onulmaz yenilgidir. Bunun sonrasında imzalanan Karlofça Antlaşması derin bir sarsıntı olarak tarihimizde yerini almıştır. Ancak Türk- Alman ilişkilerinin herkesçe bilineni Birinci Dünya Savaşındaki müttefikliğimizdir. 1960’larda başlayan Almanya’ya işçi gönderimi iki devlet arasındaki ilişkileri devletten devlete olmanın ötesinde kültürel ve sosyal etkileşim boyutuna taşımış, çok boyutlu hale getirmiştir. Her iki ülkenin de çapraz evlilikler gibi sosyal boyutun yanı sıra iç içe girmiş yoğun ekonomik ilişkileri bulunmaktadır. Bu nedenle Türkiye ve Almanya’daki iç siyasi gelişmeler her iki ülke politikacılarını ilgilendirir düzleme geçmiştir. Bunun yanı sıra her batılı devlet gibi Almanya da Bismarck döneminden beri Ortadoğu ile hep yakından ilgilenmiştir.

Yakın zamanda Almanya ile siyasi ilişkilerin bozulmaya yüz tutma süreci Cumhurbaşkanının yaptığı “Nazi” benzetmesi ile ivme kazanmıştır. Böyle bir benzetme sadece Alman politikacıları değil ortalama bir Almanya vatandaşının da doğrudan rahatsızlığına yol açmıştır. Böylece soğumaya başlayan ilişkiler basında yer alan onlarca makale, karikatür ve kamuya dönük yayınlarla iyice zehirlenme sürecine girmiştir.

Yakın zamanda gerçekleşen seçim atmosferinde Alman politikacılar da dış ilişkileri iç siyasette kullanmakta Türk meslektaşlarından geri kalmamışlardır. Hatta o kadar ki yazılı ve görsel basının neredeyse yarıya yakını Türkiye hakkında olumsuz değerlendirmeler ve haberlerden oluşmaktadır. Ortaya çıkan bu sonuç üzerinde soğukkanlı olmak ve gelinen bu noktayı sorgulamak gerekmektedir.

Son yıllarda politikacılarımızın dış ilişkilere dair düşüncelerini mikrofonlardan ilan etmeleri Türk dış politikasının karakteristik özelliklerinin gözle görülür biçimde değiştiğinin göstergesidir. Devletin bütün tasarımlarının yüksek sesle kamuyla paylaşılması hem Türkiye’nin pazarlık gücünü olumsuz etkilemekte hem de özgür basının işlediği muhatap ülkelerden taviz koparmayı engellemektedir. Ayrıca ülkelerde özgür basından sadece siyasi iktidar karşıtlığının anlaşılmadığını, ortak ülkesel çıkarlara herkesin duyarlı davrandığını da not edelim.

Cumhuriyetin kurucu kadrolarının uzun imparatorluk tecrübelerinden de yararlandıkları ağır başlı diplomasi ve dış siyaset anlayışının yerine geçen “göstere göstere” dış siyasetin ne tür zorluklara yol açtığı zamanla daha somut bir şekilde görünür hale gelecektir. Alışılmamış dış politika davranışları Almanya’da bulunan kendini anavatana daha yakın hisseden Türk vatandaşları veya Türk kökenli Almanya vatandaşlarını kısa dönemde duygusal anlamda memnun etse de uzun dönemli kayıpları beraberinde getireceği olasılığı da hesaplanmalıdır.

Dış politikada gücün asıl kaynağı ülkenin bizatihi kendisidir. Ne yazık ki Türkiye’de yargının bir türlü bağımsızlık kazanamaması ve son 20 yıla üç ayrı komplo yargılaması furyasının yöneticilerce de itirafı, Türkiye’de gazetecilikle bağdaşmayan davranışlarda bulunanların tutuklanmasının bile tartışılmasına yol açmaktadır. Üst düzey politikacılarımızın yabancı devletlere dönük takas ya da değişim gibi yargı etiği ve bağımsızlığı ile açıklanamayacak beyanlarını diplomatik kanallar yerine gazete manşetleriyle açığa vurmaları, ortada bir yargı kararı bulunduğu yönündeki savunmaları anlamsızlaştırmaktadır. Bu durum hem Avrupa hem de ABD basınında “siyasi rehin alma” olarak sunulmaya başlamıştır. Bu tür yakıştırmaların dış ilişkilerimizi ne denli zorlaştıracağını açıklamaya gerek yoktur.

Türkiye kendisi aleyhine faaliyet yürüten herkese karşı olduğu gibi yabancı devlet vatandaşlarına karşı gerekeni elbette yapacaktır. Yapması meşrudur ve kaçınılmazdır. Ancak bunun televizyon ekranlarından bütün dünyaya ilanı, iç politikada kısa dönemde getirisi olsa da dış ilişkilerin iyiden iyiye zorlaşmasına neden olmaktadır.

Alman siyaset ve devlet adamlarının konu hakkında tutumları son derece ilginçtir. Onlar genellikle konuyu mikrofonlar ya da gazete başlıkları üzerinden tartışmaktan kaçınıyor ya da ince bir diplomatik dil kullanıyorlar. Sonrasında gerçekleşen uygulamalara kısaca göz atalım: Son birkaç aya kadar Almanya’da oturma iznine sahip ve oradan emekli Türk vatandaşları altı ayda bir Almanya’ya giriş yapmaları şartı ile emeklilik maaşlarıyla Türkiye’de yaşamlarını sürdürebiliyorlardı. Aynı durum her ay önemli bir meblağ tutan çocuk yardımları için de geçerliydi. Ancak artık Almanya dışında geçirilecek süre hem çocuk yardımları hem de sosyal yardımlar ve emeklilik maaşları için 40 güne indirilmiş durumdadır. Yani Türk vatandaşı, Almanya’da emekli veya orada ikamet sahibi sosyal yardım yararlanıcıları artık Almanya’da bizzat yaşamadıkları takdirde bu haklardan istifade edemeyeceklerdir. Gerçi yapılan değişikliklerde Türk vatandaşları açıkça kast edilmemektedir. Fakat somut sonuç bu şekilde ortaya çıkmaktadır.

24 Eylül 2017’de Almanya’da yapılan genel seçimlerde 24 “Türkiye kökenli” milletvekili parlamentoya girmiştir. Yakında bu vekillerin Türkiye aleyhine girişimlerde nasıl belirleyici bir şekilde öne çıktıkları daha somut görülecektir. Buna karşılık Türkiye’ye sempatiyle yaklaşabilecek tek bir vekilin bile parlamentoya girmeyi başaramadığını not etmek gerekir. Böylece kucak dolusu para harcanan sivil toplum kuruluşlarının gerçekte işlevsiz kaldıkları da ortaya çıkmış oldu. Bu noktadan sonra Almanya’da yaşayan çifte vatandaşların iki vatandaşlıktan birini seçmek zorunda kalacakları yasal düzenlemelerin yapılması sürpriz olmayacaktır. Bir başka ifadeyle orada yaşayan Türk insanını zor ve sıkıntılı günler beklemekte olduğu tahmini çok da garip bir öngörü sayılmamalıdır.

Almanya ile ilişkiler bu denli kötü gittiği takdirde Anadolu’ya geri dönüşün başlaması sürpriz olmayacaktır. Geri dönenlerin de genellikle Türkiye ile daha sıkı duygusal bağlara sahip nüfustan oluşacağını tahmin etmek güç değildir. Bir başka ifadeyle izlenen dış politika Suriyeli göçmenlerin yanı sıra yeni nüfus artışlarını da doğurma potansiyeli taşımaktadır.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun Almanya ile dış ilişkileri düzeltmeye dönük açıklaması yerinde bir girişim olsa da nasıl sonuç vereceğini kestirmek zordur. Zira Türkiye’nin dış dünyadan görünümü bu konuda iyimserliği bir ölçüde güçleştirmektedir. Türk dış politikasının son yıllarda sıkça yön değiştirdiği ve bütün kararların tek bir kişi tarafından verildiği algısı dışişleri bakanının girişiminin başarı şansını etkileyebilir. Gelinen sonuca bakınca dış politikayı üretirken Cumhuriyetin kurucu kadrolarının deneyimlerini hatırlamak faydalı olacaktır diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

Categories:

Tags:

No responses yet

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir