25.04.2018, 20 Nisan tarihli yazımda İstanbul ve Gazi Üniversitelerinin bölünmesini eleştirmiş ve yapılanın bilime veya ülke menfaatlerine hiçbir katkısı olmadığını açıkça yazmıştım. Bırakın faydayı böyle bir yasa değişikliğinin mezunlar ve mevcut öğrenciler dahil olmak üzere akademik personelin bilimsel konumunu da olumsuz etkileyeceğine değinmiştim. Aynı yazımda Gazili akademisyenlerin bu duruma tepkisiz kalmalarını da eleştirmiştim.

Sonrasındaki gelişmeler Geroge Orwell’in 1984 romanından beterdi. Beklerdim ki akademisyenler ve öğrenciler olarak el birliği ile şayet Türkiye’de hala bir özgürlük “kırıntısı” kalmışsa kamuoyunu doğru bir şekilde bilgilendirelim ve seçim kararı veren Meclisin Ülkemizin geleceğini değindiğim kısmı itibariyle ipotek altına alacak yanlış bir adım atılmamasına ilişkin sağduyuyu harekete geçirmekti. Bu bağlamda İstanbul Üniversitesi hocaları ve öğrencilerini tebrik ederken bir Gazi’li olarak onlara gıpta ettim.

Bu yazımdan sonra birçok Gazi öğrencisi benimle irtibat kurdular. Ancak hocaların içine düştükleri ölüm sessizliği ilerde alnımızı ak edecek bir manzara değildi. Bu kadar mı gölgesinden korkulur?

Buna karşılık devlet fetişizmi derhal harekete geçti. Güdümlü öğrenci grupları Gazi Üniversitesinin bölünmemesi için sivil oluşum girişiminde bulunan kız öğrencileri bile “delikanlılığa yakışır şekilde” tehdit telefonlarıyla hizaya getirdiler.

Öğrencilerin dilek ve şikayetlerini idareye aktarmak için oluşturulan güya öğrenci temsilcilikleri, birer idare ajanı gibi davrandılar ve hiçbir kuşkuya yer bırakmaksızın emir ve komuta zincirini bozmadılar. Yazık! Kendi akranlarının duygularına tercüman olmak yerine yönlendirilmeyi tercih ettiler. Tarih bu tür davranışlar için hükmünü verecektir. İlerde nasıl hatırlanacağı konusunda fazlaca zeki olmaya gerek yok.

Bazıları öğrencilerin gözünün içine bakarak gerçeği sakladılar. Gençlerin biz yetişkinler hakkındaki güven ve itibar duygusunu bu davranışa anlam vermek mümkün değil. Herkes kör ve sağır! Kendi kendimizi kandırmayı, kendi zekamızla alay edercesine seviyoruz!

Oysaki TBMM sayfasına bakıldığında İstanbul ve Gazi üniversitelerinin bölünmesini de öngören kanun tasarısının bugün milli eğitim komisyonunda ele alınacak gündemde yer aldığı görülecektir. Acaba Gazi Üniversitesinin sahip olduğu değerli arsalar ne olacak? Diye sormaktan kendimi alamıyorum. Her neyse!

Rektörlük, kurumunun haklılığını yukarıya anlatamamanın ezikliğini bastırırcasına derhal cezalandırıcı sopasını öğrencilere gösterdi. Hatta devletimiz o kadar hassas ki bazı öğrencilerin beni ziyaret ettiklerinden bile dakika farkıyla bilgi sahibi oldu. Üniversitenin marka değerini korumak için en küçük bir cesaret gösteremeyenler “muhbirlik” görevini aksatmayıp sahiplerini derhal bu “bölücü” faaliyet olarak gördükleri bu ziyareti jurnallediler. Gazi Üniversitesi hocaların davranışı tam da Bertol Brecht’in “Köpek Balıkları İnsan Olsalardı” başlıklı şiirindeki duruma tam da uymaktadır.

Sözü daha fazla uzatmayıp Brecht’in köpek balıkları ve onlara eninde sonunda “yem” olacak küçük balıklar hakkında ifadelerini Gazi ailesi mensupları için bir anlam taşır mı acaba diye düşünmeden edemiyorum.

Şiirin başlığını yukarıda dile getirmiştim. İşte ayrıntıları:

Bay K.’nın ev sahibinin küçük kızı,

’’Köpek balıkları insan olsaydı küçük balıklara daha iyi davranırlar mıydı?’’

diye sordu.

Bay K.,’’Evet,’’ dedi.’’

“Köpek balıkları insan olsaydı, denizin dibinde küçük balıklar için sağlam sandıklar yaptırır, sandıkların içine bitkisel olsun hayvansal olsun, her çeşit yiyecek koyarlardı.

Sandıklarda her zaman taze su bulunmasına dikkat ederler, her türlü sağlık tedbirlerini alırlardı.

Örneğin bir balığın kanadı yaralansa, balığın vaktinden önce köpek balıklarının elinden çıkmaması için onun yarasını hemen sararlardı.

Küçük balıkların üzülmemesi için ara sıra büyük su eğlenceleri düzenlerlerdi.

Çünkü neşeli balıkların eti, üzüntülü balıkların etine göre daha tatlı olur.

Büyük sandıkların içinde okullar da bulunurdu elbet.

Küçük balıklar bu okullarda, köpek balıklarının boğazından nasıl geçileceğini öğrenirlerdi.

Örneğin, bir kenarda tembel tembel yatan köpek balıklarının nerede bulunduğunu öğrenmek için coğrafya dersine ihtiyaçları olacaktı. Şüphesiz en önemli konu, küçük balıkların ahlak yönünden eğitilmesi sayılırdı.

Küçük bir balığın isteyerek kendini feda etmesinin en büyük ve en güzel bir şey olduğu,

özellikle küçükler için güzel bir gelecek hazırlandığını söyledikleri zaman köpek balıklarına inanmak gerektiği onlara öğretilirdi.

Boyun eğerek öğrenirlerse

Söz verilen geleceğin güvencede olduğu küçük balıklara durmadan söylenirdi.

Küçük balıklar bütün alçakça, materyalist, egoist ve Marksist eğilimlerden sakınmak,

Aralarından birisi böyle eğilimlere kapılırsa onun köpek balıklarına derhal ihbar edilmesi gerekirdi.

Köpek balıkları insan olsaydı,

Yabancıların balık sandıklarını ve yabancı balıkları fethetmek için onlar arasında savaşlar olurdu elbet.

Bu savaşları da herkesin kendi küçük balığı yapardı.

Köpek balıkları, onlarla başka köpek balıklarının küçük balıkları arasında büyük ayrımlar bulunduğunu küçük balıklara öğretirlerdi.

Bilindiği gibi,

Haklarında bir hüküm verilirken küçük balıklar ses çıkarmazlar.

Ama onlar, çok çeşitli dillerde susarlar ve bu yüzden birbirlerini anlayamazlar.

Savaşta düşman tarafından olan ve başka dilde susan birkaç küçük balık öldüren her küçük balığa deniz yosunundan küçük bir nişan takılır, kahraman ünvanı verilirdi.

Köpek balıkları insan olsaydı,

Onlarında bir sanatı olurdu elbet.

Köpek balıklarının dişlerini parlak renklerde gösteren, onların boğazlarını zevk bahçelerine benzeten, bu boğazlarda yapılan görkemli şenlikleri anlatan güzel resimler olurdu.

Denizin dibindeki tiyatrolarda, kahraman olmak isteyen küçük balıkların köpek balıklarının boğazından nasıl geçtiği anlatılırdı.

Öyle güzel müzikler yaratılırdı ki, bando en önde giderken müziğin melodileriyle kendinden geçen, tatlı düşlere dalan küçük balıklar, köpek balıklarının boğazlarına akın akın girerlerdi.

Köpek balıkları insan olsaydı,

Onların dini de olurdu.

Bu din, köpek balıklarının karnında gerçek hayata kavuşacaklarını küçük balıklara öğretirdi.

Köpek balıkları insan olsaydı, bütün küçük balıkların bugünkü gibi eşit olması da son bulurdu.

Küçük balıkların bazılarına yüksek memuriyetler verilir ve bunlar öteki küçük balıkların üstleri olurdu.

Çünkü böylece daha iri lokmalar bulabilirlerdi.

Biraz büyükçe olan, bazı makamlar elde eden küçük balıklar, ötekiler arasında düzeni sağlar, öğretmen, subay, sandık yapım mühendisi vb. olurlardı.

Kısacası köpek balıkları insan olsaydı, denizin içinde bir kültür meydana gelirdi.

Son söz: Gazi Üniversitesi hocaları öğrencileri karşısında iyi bir sınav vermemişlerdir. Bu satırları sadece öğrencilerime olan hocalık görevimi yerine getirmek ve tarihe not düşmek için kaleme aldım. Devletimizin bunca küçücük eleştiriye tahammül edecek sabrı olduğuna inanmak isterim.

NOT: Brecht ile ilgili alıntılama www.izdiham.com adresinden alınmıştır.

Categories:

Tags:

No responses yet

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir