(05.04.2017) Adalet duygusu insanın yaradılışında mevcuttur. Henüz demokrasi devlet yönetiminde ana bir kavrama dönüşmemişken insanlar bir yöneticiyi adalet anlayışı ile değerlendiriyorlardı. Bu yazımızda başkanlık sistemi ile yönetilen bazı devletlerden örnekler vererek mahkemelerin devlet otoritesi karşısında ne denli bağımsız işleyebildiğini irdeleyeceğiz.

Bir halk oylaması öncesindeyiz. Herkes demokrasi kavramına sarılmış durumda. Bu nedenle kısaca demokrasi kavramına ilişkin kısa bir not yararlı olacaktır. Aslına bakarsak demokrasi dar anlamıyla bir karar alma yöntemidir. Demokrasinin siyasetin, devlet yönetiminin vazgeçilmez bir kavramı haline gelmesi Avrupa’da modern ulus devletlerin doğuşuyla birlikte gerçekleşmiştir. Daha doğrusu Amerikan ve Fransız devrimi yöneticilerin belirlenmesinde demokrasiye başvurulmasında dönüm noktalarıdır. Ancak burada da hatırlamamız gereken başka bir husus var. Seçmen kitlesinin yaygınlık kazanması 19.yüzyılın ilk yarısı ile başlar. Fakat genel oy (kadınlar dahil herkesin oy kullanma hakkına sahip olması) ilkesinin yaygınlaşması 20.yüzyılda gerçekleşti. Yani demokrasinin adalet ve hukukun üstünlüğü anlayışına göre daha yeni bir süreci ifade ettiğini söyleyebiliriz.

MAHKEMELERİN GÜCÜ HALK İRADESİNE KARŞI MI?
Gelelim yazımızın asıl konusu olan adalete; yani yargının yansız ve bağımsız bir şekilde görevini yerine getirmesine. Başkanlık sistemi uygulayan ülkelerde yargı bağımsızlığı ne kadar sağlanmaktadır? Amerika Birleşik Devletlerinde bir yargıcın halkın seçtiği başkanı durdurduğuna hepimiz tanıklık ettik. Elbette başkan Turmp bu durumdan mutlu olmadı. Fakat yerleşmiş bir hukuk sistemine sahip olan bu ülkede başkan, daha fazla ileri gidemedi. Çünkü ABD’de yargı bağımsızlığı anayasa ve yasalarla güvence altına alınmıştır ve özenle korunmaktadır.

Asıl irdelemek istediğimiz Latin Amerika ülkeleridir. Çünkü referanduma götürülen anayasa değişikliği paketi bu ülkelerdeki anayasal düzenlemeleri fazlasıyla yansıtmaktadır. Ayrıca bu ülkelerde de yargıya karşı şüpheyle yaklaşılmakta, popülist siyasetçiler meydana gelen olumsuzluklardan yargıyı sorumlu tutmaktadır. Aşağıda da görüleceği gibi başkanlıkla yönetilen bu ülkelerde mahkemelere fazla itibar sahibi değildir ve yargı bağımsızlığı iktidarlarca engellenmektedir.

LATİN AMERİKA ÖRNEKLERİNDE MAHKEMELERİN TARAFSIZLIĞI VE BAĞIMSIZLIĞI

Arjantin: 2017 yılında yayınlanan (https://freedomhouse.org/report/freedom-world/freedom-world-2017 Erişim: 05.04.2017) Dünyada özgürlük Raporu’nda Arjantin 82, Türkiye 38’inci sırada yer alıyor. Bu sistemde sıralamanın üst sıralarında yer almak otoriter yönetim anlamına geliyor. Fikir vermesi için Ukrayna’nın bile Türkiye’den daha iyi bir sıralamada yer bulduğunu eklemek gerekir. Arjantin’de 2015’te başkan Fernandez bir gazetecinin öldürülmesini araştırmakta ısrarlı davranan savcıları “yargı partisi” kurmakla suçlamıştı (Bkz. İlyas Doğan/Serdar Ünver, Dört Kıtada Başkanlık Sistemi, s.114) . Ülkemizde bu durum “yargı vesayeti” olarak dile getiriliyor. Her ne kadar onlar ayrı din ve kültürden olsalar da hem onlarda hem de bizde tanıdık bir siyaset kültürü dikkat çekiyor.

Meksika: Meksika’da başkanlık sistemine geçildiği 1917 yılından 1994’e kadar mahkemeler fiilen ülkeyi tek başına yöneten Kurumsal Devrimci Partiye (PRI) bağlı çalışmışlardır. Bu tarihe kadar Yüksek Mahkeme üyelerinin tamamını başkan atamaktaydı. Halen de Senatonun 2/3 çoğunlukla seçtiği üyeleri başkan onaylamaktadır. Meksika’da yargı hakkında basında okuduğumuz haberler genellikle rüşvet, yolsuzluk ve yargı kararlarının etkisizliğidir. Geçtiğimiz yıllarda uyuşturucu ticareti yapanları ihbar eden ailelerin lisedeki çocukları kaçırıldı. Bu çocukların kemikleri bir çöplükte bulundu. Yani bu ülkede yargı bağımsızlığı bir yana adalet mekanizması hiçbir şekilde sağlıklı işlememektedir. Meksika yarı özgür ülkeler arasında yer almaktadır.

El Salvador: Bu ülkede yasama organı ile Yüksek Mahkeme arasında sürekli bir yetki çekişmesi yaşanmaktadır. Bu çekişme uluslararası yargı makamlarına başvurmaya kadar uzanmıştır. Konu Orta Amerika Adalet Divanına taşınmış, yine de bir uzlaşmaya tam olarak varılamamıştır. Bu ülkede parlamento başkanın kontrolü altındadır. Yaşanan bu kriz devlet başkanına bağımlı olan parlamentonun yüksek mahkemeye karşı bir kışkırtma olduğunu gösteriyor.

Kolombiya: Bu ülkede uzun yıllardır FARC (uyuşturucu ticareti de yapan ayrılıkçı örgüt) ile devlet güçleri arasında yaşanan çatışmalar, uyuşturucu mafyasının yaptığı tehditler nedeniyle yargıçlar görev yapmakta zorlanmaktadır. Ülke sürekli olağanüstü hal durumundadır. En son sağlanan barışın nasıl ilerleyeceği henüz tam olarak öngörülemiyor.

Venezüella: Bu ülkede başkan Chavéz, yargı ile sürekli bir dalaşmakla meşguldü. Halen Venezüella’da hakimler kadrolu değildir. Her an işine son verilebilecek bir hakim düşünün. Yani hakimler memur güvencesinden bile yararlanamamaktadırlar. Birleşmiş Milletler 2014 İşkenceye Karşı Komitenin yayınladığı raporda yürütme organın yargıyı keyfi tutuklamalara zorladığı, işkencenin yaygın bir devlet uygulaması haline geldiği tespitlerine yer veriliyor.

TÜRKİYE’DE ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ YARGI BAĞIMSIZLIĞI KONUSUNDA NE GETİRİR?

Anayasamızda durum nasıldır? Referandum öncesi iktidar mensuplarının açıklamalarından bundan sonra yargının tarafsızlığının sağlanacağı vaadini öğreniyoruz. Demek ki şimdiye kadar yargı tarafsız değildi! İlginç bir durum. İnsan zekâsını zorlayan bir tespit!

Keşke propaganda faaliyetlerinde yargının tarafsızlığı kadar yargının bağımsızlığına da odaklanabilsek! Daha önce ağır aksak da olsa yürüyen yargı bağımsızlığının içine düştüğü durum evlere şenlik bir tablo. Kimin tutuklanacağı konusunda hayatında bir kanun metni bile okuduğu şüpheli gazetecilerin ağırlık kazandığı bir yargı sistemini kucağımızı bulmuş durumdayız. Hangi iktidar istediği gibi kararlar verdirebildiği bir yargı sisteminden kendiliğinden vazgeçer?

16 Nisan’da oylanacak olan anayasa değişikliği paketinde yargının “tarafsız” olmasını öngören bir değişiklik de var. İşin doğrusu aynı ifade başka bazı insan hakları belgelerinde de yer alıyor. Fakat ülkemizde koca koca anayasa maddelerinin ne denli özenle uygulandığı da malum. Bu nedenle anayasaya yargının tarafsız olacağını yazmanın getireceği kazanıma ümit bağlamak ne derece gerçekçi?

Serbest bıraktığı sanıkları sözüm ona gazetecilerin şamatası sonucu yeniden tutuklamak zorunda kalan bir mahkeme için bağımsızlıktan da tarafsızlıktan da söz etmek de kendi zekâmız hakkında bir kanaat vermekten başka işe yaramaz. Tam bir kara mizah!

Sırf tarihe not düşmek için yazıyorum: Gelecekte hakimler “tarafsızlığını kaybettiği” gerekçesiyle hem de anayasa bahane edilerek görevden atılırsa buna şaşırmayalım. Anayasaya sadece tarafsızlığı yazmakla olmuyor. Olsaydı şu andaki birçok yüksek görevlilerin tarafsızlığını tartışıyor olmazdık.

Sanki yargının “hırsızlık” bir yetki kullandığı izlenimi verenlerin yargının tarafsız ve bağımsız davranmasını dostça karşılamasını beklemek kurt ve kuzu masalı kadar inandırıcı olabilir.

Latin Amerika ülkelerindeki başkanlık sistemi uygulamaları bizim için yeterince aydınlatıcı olmalı.

Categories:

Tags:

No responses yet

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir