01.05.2018 Dün yani 30 Nisan günü saat 12.00 de Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi ile İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinin ortak kampüsünde bir miting düzenlendi. Katılımcı sayısı en az 2000 civarındaydı. Toplantıda Gazi Üniversitesinden ayrılması öngörülen bütün fakültelerden hocalar ve öğrenciler vardı. Ancak öncülük Gazi Hukuk yöneticileri ve hocalarındaydı.

Öğrencilerimizin coşkusu ve sorumluluk bilinci takdire şayandı. Ancak benzeri sadece korku rejimlerinde görülebilecek bir uygulama ile karşılaştık. Basın mensupları toplantı alanına sokulmadı. Böyle şeyler sadece ceberrut devletlerde olabilir. Sesimizin kamuoyunca duyulması önlenmeye çalışıldı. Bu tarz devletlere tarihten bazı örnekler vermek istiyorum: Hitler Almanya’sı, Mussolini İtalya’sı, Stalin Sovyetleri, Enver Hoca Arnavutluk’u, General Pinoşe Şili’si. Listeyi daha da uzatabilirim. Aslında bu rejimleri ben Sivil Toplum ve Siyasal Sistemler adlı kitabımda iyicene irdelemiştim. Neyse, ucu bize dayansın istemiyorum. Ama bütün bu tarz keyfi devletler polis devleti olarak adlandırılır. Konunun tam anlaşılması için polis devletinin zıt anlamının hukuk devleti demek olduğunu hatırlatmakla yetineceğim.

Gazi Üniversitesi adına biri sayın dekan olmak üzere iki değerli hocamız açıklamalarda bulundular. Bir araya gelmelerinin yanlış anlaşılmaması için sarf ettikleri cümlelerin yanında esas toplantının amacına yeterince değinilmediğini hissettim. Konuşmacılarda “mahcup ve çekingen” bir üslup egemendi. En azından oradaki tabloyu ben böyle okudum. “Korku dağlara sinmişti”. Herkeste her an polis tarafından alınıp götürülme korkusu vardı ve bu tedirginlik gözlerden ve yüz ifadelerinden çok rahat okunuyordu. Bu yüzden bazı hocalar cübbe giymeksizin gelmişlerdi. Olura! Polis götürmeye kalkarsa nasıl olsa akademik kıyafeti olanlara öncelik tanırdı!

Bütün kamuoyu ve insanlık biliyor ki utangaç talepler hiçbir zaman karşılık bulamaz! Sivil toplum, demokrasi ve insan hakları alanında kaleme aldığı eserleri binlerce öğrenci ve entelektüelce okunan bir hoca olarak toplantının ruhuna uygun davranmalıydım. Biz kendi aramızda yalvarıp yakınmak veya ağlaşmak için toplanmamıştık. Sesimizi Türkiye duysun diye toplanmıştık. Toplantıyı yönetenler ise öğrencileri bir an önce sınıflarına göndermenin telaşıyla hareket ediyorlardı.

Basın mensuplarının konumu belki Rusya Federasyonu ya da Çin veya Kuzey Kore’dekinden biraz daha iyiceneydiler. Onlar, toplantı ve gösteriyi caddenin karşısından izliyorlardı. Hukuk Fakültesi dekanının bütün girişimlerine rağmen emniyet güçleri basını kampüse sokmadı. Emir belki rektörlükten, belki daha yukarılardan belki de kendi içimizdeki korku imparatorluğundan gelmişti! Ama sonuçta öğrencilerin ve hocaların basınla bir araya gelmesi maazallah ülkenin kamu düzenini birden bire alt-üst edebilirdi!

Tam bu noktada basın mensupları mikrofonu bana uzattılar. Toplantı hakkında ne düşündüğümü sordular. Onlar beni, ben onları ismen tanımıyordum. Bu noktada bir insan hakları hocası olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları sınırlarına riayet ederek düşüncelerimi ifade etmek istedim. Her ne kadar bazı idarecilerimiz insan haklarına saygıyı “batının içimize soktuğu bir nifak tohumu!” olarak niteleseler de ben onların bu düşüncelerinin, en azından Hitler tarafından yanlışlandığını üzülerek ifade etmek isterim. Esasen “sade suya tirit” babından görüş açıklamalarının ifade özgürlüğü anlamına gelmediğinin de bilincinde biriyim.

Basına yaptığım açıklama birçok internet sitesinde yayınlandı. Videonun tamamı izlendiğinde kimseye hakaret ya da aşağılama amacı gütmediğim kolayca anlaşılacaktır. Beyanımın bir bütün halinde tamamen arkasındayım. Sorumluluğunu üstlenmeye de hazırım! İfadelerim tam aktarılmak koşuluyla yanlış anlaşılacak veya sehven bir ifadem söz konusu değildir. Hacı Bektaş Üniversitesi ifadesini henüz Hacı Bayram Üniversitesi ibaresinin hiç kimsenin zihninde bir karşılığı olmadığına vurgu amacıyla kullandım.

Beyanlarımdan kesilmek suretiyle verilen kısa bir görselde “hayatında tek bir kitap okumayanın” üniversite konusunda bir fikir sahibi olmayacağını söylediğim aktarılıyor. Bu cümlenin öncesi ve sonrası incelenirse ben, üniversitelerin yapılandırılmasının bir uzmanlık ve ciddi bir birikim işi olduğunu, bunun sokaktaki insanın talep veya tavsiyeleri ile yapılabilecek kadar gayrı ciddi bir mesele olmadığına dikkat çekmek istedim. Herhangi bir idareci veya siyasetçiyi kast etmedim. Artık siyasetçilerin ve idarecilerimizin eleştiriye birazcık tahammül etmeyi içselleştirmelerini, bunu yapmak zor ise bu tür fiilleri yasalarla açıkça yasaklamalarını tavsiye ediyorum! Belki bu, aciz duruma deva olabilir!

Gazi Hukuk Fakültesinin web sayfasında dün itibariyle bir duyuru var. Bu ilanda ismi zikredilenler dışında yapılan beyanlara itibar edilmemesi ima edilmektedir. Gayet isabetli ve veciz bir duyuru! Şahsi beyanımın salt Gazi Hukuk hocası olduğum için fakülte idaresini bağlayıcı şekilde anlaşılmayacağını ayrıca belirtmeye gerek yoktur!

Ben 30 Nisan günü basın kuruluşlarına mensubu olduğum üniversitenin değersizleştirilmesine dönük girişimle ilgili söylediklerimin noktası ve virgülü ile arkasındayım. Açıklamalarımın fakülte yönetiminin tamamen dışında dikkate alınmasını kamuoyundan rica ediyorum.

Korku imparatorluğunda içindeki korkuların tümüne galip gelen bir hukuk adamı ve hoca olarak söylediklerimin yadırganmasını yadırgadığımın, en açık sözlerle, herkesçe bilinmesinde fayda olduğunu düşünüyorum.

Elimde değil, ne yapabilirim? İnsanım ve düşünmeden edemiyorum!

Categories:

Tags:

No responses yet

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir