Uzun süredir gündemi işgal eden başkanlık sistemine geçiş konusunda, halkımızın sandığa giderek nihai kararını vermesine sayılı günler kaldı. Ama henüz bu sistemin içeriği hakkında doğru dürüst bir tartışma ortamı oluşamadı. Oysa son iki yılımızı işgale eden bir tartışma bu. Başkanlık sistemi tartışmalarının ülke gündemine taşındığı 2015 yılı başlarında Meksika Başkanlık Modelinin Türkiye için uygun bir sistem olacağı gündeme taşındı. Hayatında Meksika’nın siyasal sistemi hakkında okuma yapmayı pek düşünmeyenler bile konuyu merak eder oldular.

Bu yazımızda Meksika başkanlık modeli ile 16 Nisan 2017’de oylanacak olan Türk tipi başkanlık anayasa değişikliği paketi arasında bir karşılaştırma yapmak konunun aydınlanmasına fayda sağlayacaktır.

2015 yılı başlarından itibaren birden bire başlayan Türkçe gazete köşe ve sanal sayfalarda genellikle Meksika hakkında ansiklopedik bilginin ötesine geçmeyen yazılar yer almaya başladı. Genel eğilim “fazla bulaşmayalım” veya “Meksika modeli bizim için de uygundur” kolaycılığı içeren basit yazıların ötesine pek geçilemedi. Bu yazıların 2015 Haziran genel seçimlerinden sonra yeniden başlaması için beş aylık bir kesinti araya girmiştir. Tek amacı başkanlık sistemini övmek olan yazıların 2015 Kasım genel seçimlerinden sonra başlaması sürpriz değildi. İlginç olan SETA gibi kamuoyunun yakından tanıdığı ve başkanlık sistemi tanıtımında öncü rol oynayan bir düşünce kuruluşunun Dünyada Başkanlık Sistemi Uygulamaları başlıklı raporunda bile (SETA Yayınları sayı no: 51, 2015, 1.baskı, eserin Kahire basımı olduğunu da not edelim, s.52) açık bilgi yanlışlarına temel bir anlam yüklenmekteydi. Bu konudaki tespitimize aşağıda bilimsel kaynaklar çerçevesinde ayrıca açıklık kazandıracağız.

Salt toplumsal algıları etkilemek için ciddi görünümlü kuruluşların bile birtakım saptırmalara, doğruluğu hemen test edilebileceğini bilmelerine rağmen maddi bilgi hatalarına ümit bağlamaları gibi tuhaf davranışlar ne yazık ki sıkça tercih edilebilmektedir. Siyasal çoğulculuk kültüründeki cılızlık sanki dediği olmazsa sonunda mahvolmak varmışçasına bir mücadele anlayışına savrulmaktadır. Ismarlama görüş üretmenin kalıcı olmayacağı bir yana gerçeği bulmayı zorlaştırdığı aşikârdır. Oysa ülkemizde yaşayan herkesi doğrudan veya dolaylı etkileyecek önemli bir temel tercih hakkında serinkanlı ve özgür bir düşünce arayışı içinde olmak gerekir.

Başlıktaki konuya dönecek olursak: Meksika başkanlık modeli ne kadar başarılı olmuştur? Referanduma sunulmakta olan –hiçbir modele benzemeyen ama en çok da Meksika örneğini andıran- Türk tipi başkanlık modeli ile ortak yanları olan Meksika anayasasında başkan neler yapabilmektedir ve bu yetkiler bu ülkenin sorunlarını çözemeye yeterli olabilmiş midir sorularını yakından irdelemek gerekir.

Öncelikle Meksika başkanlık sisteminde hemen her şeye eninde sonunda başkan karar verir. Ona bu gücü sağlayan aynı zamanda siyasi parti lideri oluşudur. Başkan kendisiyle aynı gün seçilecek olan senato üyelerini ve 3 yılda bir seçilen milletvekillerini doğrudan belirlemektedir. Bu durum milletvekillerinin aday olmak veya yeniden seçilebilmek için sadece iktidar partisine bağlı olmayı yeterli saymamakta ve başkana doğrudan bir sadakati zorunlu kılmaktadır.

Meksika anayasal sisteminde yasama organı (millet meclisi ve senato) başkanın anayasada böyle öngörülmese de fiilen bir danışma organıdır. Bu durumu başkanın yaptığı kanun tekliflerinin parlamentoda “oybirliği” ile kabulünü sağlamaktadır. SETA’nın 2015’te yayınladığı rapordaki bilgi hatalarının aksine yasama yetkisi fiilen neredeyse başkanca kullanılmaktadır. Bu bilgilerin test edilmesi için önereceğim kaynak: Carpizo, Jorge, Das Mexikanische Präsidialsystem, Eberhard Verlag, s.80-83. Şayet bu kaynağa erişimde sorun yaşanırsa benim Dört Kıtada Başkanlık Sistemi, Astana Yayınları, 2017, s.26 ile karşılaştırabilirler.

SETA raporunun aksine Mekiska başkanı sadece bütçe konusunda değil her alanda kanun teklifi yetkisine sahiptir (Meksika Anayasası m.71). Bu durum Türk tipi başkanlık sistemi değişiklik paketinde Cumhurbaşkanının yetkilerini düzenleyen 104.maddede “ Ülkenin iç ve dış siyaseti hakkında Meclise mesaj verir  şeklinde formüle edilmiştir. Bu hüküm Cumhurbaşkanınca kanun teklifinin anayasal dayanağı olarak görülecektir.

Meksika modeline fazla da haksızlık etmemek gerekir. Çünkü başkan büyükelçileri, ordu komutanlarını ve bakanları atayabilmek için Senatonun onayını almakla yükümlüdür. Ancak yasama organı başkanın sıkı kontrolü altında olduğu için ABD’de olduğu gibi atanacak isimlere itiraz veya önerilen isimlerin geri çevrilmesi örneklerine Meksika demokrasisinde rastlanmaz. Türk tipi başkanlık modelinde ise bakanların veya yüksek yargı mensuplarının ya da büyükelçi veya valilerin atanmasında meclise herhangi bir söz hakkı tanınmamıştır.

Meksika modelinde başkan, yönetmelik ve kararnameler yayınlama yetkisini karşı imza kuralı ile kullanabilir. Anayasasının 92.maddesine göre Meksika’da başkan, olağan dönemlerde ilgili bakan imzalamadıkça yönetmelik ve kararnameleri yayınlayamaz. Fakat bir bakanın imzadan kaçınması beklenen bir durum değildir. Böyle bir olasılık Meksika Anayasasının yürürlüğe girdiği 1917’den beri gündeme gelmedi. Zaten kuramsal olarak başkan imzadan kaçınan bakanı her zaman görevden alabilir. Bu nedenle karşı imza kuralı görünürde başkanı dengeleme amacı gütse de kağıt üstünde kalmıştır.

Meksika başkanı Türk tipi başkanlık modelinin aksine olağanüstü hallerde yasama denetimine daha fazla bağlıdır. Çünkü başkan özgürlükleri askıya almak için senatonun onayını almak zorundadır. Buna karşılık referandum konusu olan anayasanın 119.maddesi Cumhurbaşkanına temel hak ve özgürlükleri kendi takdiri ile askıya alma yetkisi vermektedir. Getirilen tek sınırlama ise özgürlükleri askıya alan kararnamenin en geç 3 ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmesi zorunluluğudur. Tabii ki üç ay içinde Basra harap olmazsa!

Türk tipi başkanlık modelinde öngörülen 3 aylık meclis denetimi düzenlemesi son derece geniştir. Bu bağlamda Fransa’da cumhurbaşkanının olağanüstü hal ilan etmesi bile sadece 12 gün geçerlidir. Meclis on iki günlük sürede OHAL ilanını kanunla düzenlemezse etmezse karar kendiliğinden sonuçsuz kalmaktadır. Kuşkusuz OHAL konusunda sadece coğrafi bakımdan daha yakın olduğumuz Fransız anayasası bir yana hiç tanımadığımız Meksika anayasasını bile dikkate almayan Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir bildiğinin olduğuna inanmak istiyorum.

Meksika’da siyasal çoğulculuk 1917’den beri hemen hemen hiç gerçekleşmedi. Yarı özgür ülkeler kategorisinde (Türkiye’den 2016 yılı itibariyle daha iyi durumda) yer alan Meksika’da 100 yıl içinde muhalefet seçimlerden sadece bir defa başarıyla çıkabilmiştir. 2000 yılında gerçekleşen bu istisnayı saymazsak ülkeyi hep aynı siyasi parti yönetmiştir. Meksika cumhurbaşkanı fiilen kendinden sonra gelecek başkanı belirmektedir. Bir zarfında 90 yıl aynı parti ülkeyi yönetmiştir ve yönetmeye devam etmektedir.

Koalisyonla yönetilmeyen Meksika’nın gelişmiş ve siyasi istikrara sahip bir ülke olması beklenir. Ama durum hiç de öyle değildir. ABD başkanı Trump Meksikalıların ülkeye girişini önlemek için binlerce kilometrelik sınıra duvar örmekten söz etmektedir. Meksika herhalde çok özgür ve mutlu ülke olmalı ki Meksika vatandaşları bu ülkeden kaçmak gibi garip bir davranışa yönelmektedir. Akla ziyan bir durum!

Gerçek nedir? Bu ülkede garip olaylar zinciri bir asır boyunca hiç bitmedi. Mesela 2015 son baharında Meksika’nın Goerrero eyaletinde uyuşturucu kartellerini ihbar eden ailelerin lisede okuyan 43 çocuğu mafya tarafından kaçırılarak katledildi. Bu çocukların kemikleri çöplüklerden bulundu. Bu olay Türk basınında da epey ilgi uyandırdı.

Bütün yetkileri tek elinde toplayan bir başkanlık modeli aradan 100 yıl geçmesine rağmen Meksika’da kamu düzenini sağlamakta başarılı olamıyor. Onlara bizim için uygunluğu hararetle savunulan Türk tipi başkanlık (Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi) modelini önersek onlar için de faydası olur mu!

Categories:

Tags:

No responses yet

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir