03.06.2018 Ülkemizde genel af, vergi barışı, varlık barışı, imar affı, vergi borçların yeniden yapılandırılması ve benzeri konular sıkça gündeme gelir. Bunlar bir nevi günlük magazin haberleri gibidir. Öncelikle bir tespit yapalım: Bir konu sık sık gündeme geliyorsa büyük olasılıkla bu hususta yapısal bir işlev bozukluğu mevcuttur.

Vergi toplayamayan devlet aslında bir takım vergi alacaklarından vazgeçmeyi dolaylı formüle etmiş oluyor. Kayıtsız ekonominin olağan sayıldığı bir ortamda servet barışı ile kara paranın legal sisteme aktarılıp vergilendirilmesi amaçlanır. Sıkça çıkarılan imar affı uygulamaları bize estetik duygusuna yabancı kimliksiz şehirler hediye etmiştir. Rüşvet ve yolsuzluk yapanların affedilmesinin izahını yapmak mümkün değildir. Ama onlar her nedense genellikle affedilirler.

Bu yazımızda amacımız yeniden gündeme gelen ve güncelliğini koruyacağı anlaşılan genel af tartışmaları hakkında görüşlerimizi okuyucularımla paylaşmaktır. Önce bu iş başka devletlerde nasıl oluyor sorusu ile başlayalım.

Devletlerin uygulamalarından bazı sonuçlar çıkarmak mümkün. Genel affın iç savaş sonrasında gerçekleşen uzlaşmalar veya geniş kapsamlı savaşlar sonrasında ya da yeni kurulan devletlerde gündeme gelmesi anlaşılır bir şeydir. Bunun yanı sıra otoriter rejimlerde askeri darbe ya da yöneticinin değişmesi gibi hallerde af uygulamalarına rastlanır. Ancak bu tür uygulamalar toplumsal barışı tesisten çok taraftar kazanma amacı güder. Kısaca özetlemek gerekirse af uygulamaları hukukun üstünlüğünün kurumsallaşamadığı, adalet mekanizmasının işlemesinde yapısal sorun yaşayan ülkelerde sıkça gündeme gelir.

Gelişmiş hukuk sistemine sahip ülkelerde af uygulamasına ancak idari para cezası gibi konularda rastlanabilir. Fakat bu tür bir uygulamanın bile çok nadir gerçekleştiğini vurgulayalım. Fransa’da 1966 da araçların yanlış yere park edilmesinden dolayı sekiz milyon adet kesilmiş trafik para cezasının tahsilinden vazgeçilmesi buna bir örnektir. Gerçek şudur ki gelişmiş bir hukuk sistemine sahip ülkeler genel af kavramına nerdeyse tümüyle yabancıdır. Suç işleyen adil bir biçimde yargılanır ve cezasını çeker. Ceza affı konusu bizdeki gibi ortalama 4-5 yılda bir değil yüzyılda bir dahi gündeme gelmez.

Avrupa’da en dikkat çeken örnek çeyrek yüzyıl önce tarihe karışan Doğu Almanya’dır. Bu devletin keyfi ve zorba bir rejim olduğunu söylemeye gerek yok. Doğu Almanya’da geniş kapsamlı bir genel af uygulaması 1987’de uygulandı. Yine Doğu Almanya, Batı Almanya ile birleşmesinin hemen öncesinde, 1989’da, Berlin Duvarını aşmaya çalışırken yakalananlara verdiği cumhuriyetten firar etme suçundan hüküm giyenleri kapsayan bir af çıkarmıştır. Ancak siyasi olmayan suçlarda farklı bir uygulama dikkati çeker. İki Almanya’nın birleşmesi öncesinde cezasının üçte birini tamamlayan mahkumlar şartlı salıverme ile tahliye edilmiştir. Spiegel’de yer alan ilginç bir haberden 1992’de Doğu Almanya mahkemesince 1600 Mark çalmaktan dolayı sekiz yıl hapse çarptırılan bir mahkumun halen hapiste olduğu anlaşılmaktadır.

Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesi sonrasında bir genel af çıkarılmadı. Daha da önemlisi Birleşik Almanya yargısı Doğu Almanya zamanında istihbarat örgütünde görev alan yüksek rütbeli subaylar yargılanıp ağır cezalara çarptırıldılar. Alman basınında yer alan yazılardan bu suçlardan mahkum generallerin 2011 de halen hapiste oldukları ve genel af talebinde bulundukları anlaşılıyor. Yani zamanında Doğu Almanya kanunlarına göre istihbarat örgütünde görev alanların affedilmesi bile Alman kamuoyunda bir karşılık bulmamıştır.

Türkiye af uygulamalarının sıkça hayata geçirildiği bir ülke özelliği taşıyor. En bilineni 1974’te çıkarılan genel af olmak üzere o tarihten beri bir düzine hükümlülerin erken tahliye edilmesini sağlayan kanunlar çıkarıldı. Yapılan bu düzenlemeler için siyasal iktidarlar farklı gerekçeler öne sürdüler. En komik olanı da hapishanelerde yaşanan yer darlığıdır. Bir devlet düşününüz ki kanunları çiğnediği mahkemelerce tespit edilenleri infaz kurumunda barındırmaktan aciz durumda. Böyle bir uygulama hakimlerin verdiği kararların sanki sakat ve uydurma olduğu algısına yol açmaktadır.

Türkiye’de af tartışmalarında aslında tartışılması gereken daha can alıcı hususlar var. Devlet neden siyasi suçları değil de adi suçları işleyenleri affetme kolaycılığına kaçar? Devlet niçin haksız olduğu için değil de güçsüz olduğu için bir kavgada hayatını kaybedenin yakınlarını değil de galibin içeride tutulmasını kader mahkumu olarak niteler? Niçin salt fiziki olarak zayıflığından dolayı tecavüze karşı koyamayıp derin acılara gark olan bir kadını ya da çocuğu değil de tecavüzcüyü örtük bir şekilde kader mahkumu olarak görmeye meyleder? Kocası tarafından öldürülen kadınları kayıp istatistiği olarak mı görülecektir? Öldürülen kadının annesi, babası ya da çocuğunun suçu nedir?

Yok yere işlenen cinayetlerde, devlet kaynaklarını kendi hesabına geçirenlerde, kaçak inşaat sahiplerinin pervasızlıklarında af söylentilerinin teşvik ediciliği yok mudur? Aslında cevabı herkesçe bilinen bu sorular üzerinde birazcık kafa yormak gerekmez mi?

Daha sorulacak çok soru var. Ne yazık ki mağdurların sesi duyulmuyor. Çünkü onlar güçlü değil! Onlar kaderlerine boyun eğerken kavgada galip gelenler, kanunları bilerek çiğneyenler utanma, ar ve hayâ duygusunu bir yana atarak topluma kendilerini mağdur olarak sunmaktadırlar. Bunu defalarca başardılar. Yine başaracaklarından eminler. Halen mahkûmiyetinin on yılı kalanların tahliye edildiği gerçeğini hatırlayalım.

Genel af tartışması sonrası garip cinayetlerin arttığını gözlemlemek sürpriz olmayacaktır. Basit bir otopark ücreti tartışmasında karşıdakinin canına kıyandan tutun da birileriyle hesabı olanın karşı tarafı temizlediği mafya usulü cinayetlerin artacağını tahmin etmek kâhinlik sayılmamalıdır. Genel af ya da adı ne olursa olsun bu tür uygulamalar kanun hakimiyetini çiğneme alışkanlıklarını arttırmaktan başka bir sonuç vermemektedir. Üstelik kriminoloji istatistiklerine bakılırsa salıverilenlerin beşte biri bir yıldan daha kısa süre içinde ceza evine başka bir suç işleyerek geri dönmektedir. Yani kader mahkûmu diye cezası affedilenler yeni acılara sebep olmaktadırlar.

Toplumda ortalama insanın can ve mal güvenliğini korumakla görevli devletin, galiplerin yanında saf tutmaması dileğimizdir ama toplumsal hafızamız bu dileğin gerçekleşmesinin zor olduğunu söylüyor.  On yılı aşmayan aralıklarla uygulanan salıvermeler bir yandan sıradan insanın güvenliğini ortadan kaldırmakta diğer yandan adalete olan güveni derinden zedelemektedir.

Güçlüler, kader mahkumu mağdurların ve yakınlarının sessiz çığlıklarına sağırdır. Mağdur ve zalim kavramlarının yer değiştirdiği bir zihniyet hakkında konuşmak zorunda kalmak üzüntü verici.

Yoksa devlet suç işleyenleri bir süre hapiste tuttuğu için özür dilemeye mi hazırlanmaktadır? Ne dersiniz toplumsal vicdanımız ve adalet duygumuz bu denli köreldi mi?

Categories:

Tags:

No responses yet

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir