12 Eylül döneminde, Kenan Evren’in diktası altındaki Türkiye’de henüz bir lise öğrencisiyken Eleşkirt ovasında benim yaşadığım köy dahil olmak üzere halk arasında bir “sakallı bebek” söylentisi çıkmıştı. Güya sakallı bir bebek dünyaya gelmiş ve kıyametin kopmak üzere olduğunu söylemiş. Ancak bu bebeğin nerede, hangi şehirde ya da ülkede doğduğunu kimse bilmiyordu. En sonunda Ağrı valiliği bir açıklama yapmak zorunda kalmış ve söylentinin gerçeği yansıtmadığını açıklama ihtiyacı duymuştu.

Şu sıralar satış rakam en yüksek gazetelerde manşetten verilen benzeri bir haber var. Güya Çorum’da bir mezarlıkta geceleyin ağlayan bir kız varmış. Bunun mantıksal bir açıklaması olsaydı günlerdir ortaya çıkardı. Hikaye bana sakallı bebek uydurmasını hatırlattı.

Koca koca gazeteler niçin asılsız olduğu hemen anlaşılabilecek böyle bir haberin arkasına düşerler? Aslında bunun cevabı oldukça basittir. Toplum kendi arasında konuşma ihtiyacını karşılıyor. Zülfi yâre dokunan konularda konuşmanın akıbeti herkesçe biliniyor. Daha açıkça söylemek gerekirse siyasi konularda fikir beyanında bulunmak gazeteciler için bile çok riskli. Gazete sayfaları boş kalmasın diye böyle uydurmaların arkasına düşülüyor, televizyon haberlerinde mesele ciddiymiş gibi dakikalarca videolar yayınlanıyor. Toplum da yalan olduğunu bildiği haberler ile kendini oyalıyor.

İnsanlar bir şeyler düşünmeden edemez. Allah onlara beyin ve düşünme yeteneği vermiş. Onlar da bir şeylerle meşgul olmak için bazen gerçek olmadığını bildiği söylentilerle vakit geçirir. Aslında bu tür durumlara otoriter yönetimlerde sıkça rastlanır. Bu durum yöneticilerin de hoşuna gider. Çünkü toplum ciddi konular hakkında düşünmek ve fikir üretmek yerine boş beleş konularda vakit öldürür.

Bölünmek istenen Gazi Üniversitesi hocalarının protestolara mesafeli durmaları biraz kendileri biraz da gizemli kız hikayesiyle bağlantılı. Devlet toplumu öylesine korkutmuş durumdadır ki öğretim üyeleri yüz yüze görüşmelerde korktuklarını samimi olarak itiraf ediyorlar. Neye niyet neye kısmet! Türkiye 10 yıl önce özgürlükler ülkesi diye anılmakta ve bütün İslam ülkeleri için bir model oluşturacağından söz edilmekteydi. Günümüzde gelinen nokta ortada. Üstelik bütün yetkiler tek elde toplandığı halde.

OHAL ile yönetilmemize rağmen kendimizi ip üstünde yürüyen cambaz gibi hissetmekten bir türlü kurtulamıyoruz. Kim bilir belki de benim zaman zaman derslerimde dile getirdiğim “çok iktidar kriz üretir” tezim böylece doğrulanmaktadır.

Gazi Üniversitesi camiasının kendini devlet fetişizminden biraz olsun sıyırması ve meşru yollarla taleplerini toplumla paylaşmaya devam etmesi, en sağlıklı olandır. Ödediğimiz vergilerle ayakta duran devlet cihazı herhalde anayasada yer alan özgürlükleri kullanmayı suç saymayacaktır. Talep etmezsek bütün özgürlüklerimiz birer birer elimizden kayıp gidecektir. Gazi ve İstanbul üniversitelerinin bölünmesinde yaşanan hataların toplumla paylaşılması karar vericilerin de yanlış yapmaktan dönmesi için bir fırsat verecektir.

Susmamak, barışçı bir şekilde konuşmak gerekiyor. Ya da mezarlıkta ağlayan kız söylentileriyle ömür tüketmeye devam edeceğiz.

Categories:

Tags:

No responses yet

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir