Ortaokul yurttaşlık derslerinde demokrasi “halkın halk tarafından yönetilmesidir” şeklinde tanımlanırdı. İstanbul Hukuk Fakültesi yıllarımda demokrasinin doğrudan doğruya halk tarafından kullanılmasının zorluklarına şöylece bir değinip geçen hocalarımız oldu. Ancak zihnimi kurcalayan birçok soruya lisansta cevap bulamadım. Asistanlık günlerimde de demokrasi tanımları, demokrasinin dışa vuruş biçimleri kafamda hep bir karman çormandı. Neyse ki ilerleyen hayatımda bu karmaşıklıkları bir ölçüde çözebildiğimi sanıyorum.

Demokrasiyi nasıl anlamak gerekir sorusunun cevabı göründüğü kadar basit değildir. Öncelikle o, sadece çoğunluğun kararı değildir. Çoğunluk kadar azınlıkta kalanların da görüş ve tercihleri değerli kabul edilir. Bu nedenle bazı çok okumuş gazetecilerin bazı siyasetçilerin görüşlerine meczup muamelesi yapmalarını onların demokrasiyi anlama kapasitelerine bağlıyorum. Gerçekte demokrasi sadece çoğunluk iradesi demek değildir. Onu da aşan bir kapsama sahiptir.

Demokrasi, bir teamüller bütünüdür. Bu durum toplumdan topluma az da olsa değişkenlik gösterebilirse de demokratik gelenekler olarak ifade edilir. En yerleşmiş demokrasi teamülü toplumu kimin yöneteceğinin seçmenlerce barışçı bir şekilde kararlaştırılmasıdır. Ama bunun için farklı görüşlerin birbiriyle yarışmasının koşulları sağlanmalı, bu durum iktidar tarafından bir lütuf gibi sunulmamalıdır.

Demokrasi, kazananın her istediğini yapmasının meşru olması demek değildir. Toplum çoğunluğu eksik ya da hatalı gördüğü, memnun kalmadığı hususların hangi ekip tarafından giderileceğini ya da toplumun beklentilerini kimin ya da kimlerin daha ileriye taşıyacağına inanıyorsa onu tercih eder. Ancak iktidara gelenler toplumun kendilerine verdiği yönetme ve sorunların çözümünde takdirini kullanmayı yine önceden belli kurallar çerçevesinde gerçekleştirmekle yükümlüdürler. Halkın iradesiyle devleti yönetme ve topluma yön verme yetkisi kazananlar yine toplumun isterse onlara verdiği bu yetkiyi geri alabileceğinin bilincinde olmalı ve bunu olgunlukla karşılamalıdır.

Demokrasi, daha önceden uygulamaya konan hukuk kurallarına saygı gösterme ve uyma yükümlülüğüdür. Her hukuk kuralı uzun tecrübeler sonucu ortaya çıkar. Ama bu kurallar elbette değişmez değildir. Ancak değiştirilmeleri de öngörülebilir olmak durumundadır. Kazanılmış haklara saygı, toplumsal dengelerin gözetilmesi, bireylerin geleceklerini öngörebilmeleri gibi hususlar yasa koyucunun kulak ardı edemeyeceği önemli noktalardır.

Demokrasi, azınlıkta kalanların haklarına saygı gösterilmemesi halinde onların ciddi yoksunluklara uğrama tehlikesini bünyesinde barındırır. Demokrasiyi içselleştirmemiş iktidar kadroları onu sadece işini halletmekte uygun bir araç olarak gördüklerinde iktidarın çoğunluk adına muhaliflerini linç etme olasılığı güçlenir. Bu bazen muhaliflerin sosyal statülerinin düşürülmesi, bazen onların ekonomik bakımdan zora sokulmaları bazen de doğrudan ortadan kaldırılması şeklinde somutlaşır. Örneğin Hitler, 1933’te meclisin kendisini olağanüstü yetkilerle donatması sonrasında komünist ve solculukla yaftaladığı muhalefet milletvekillerine karşı bir sürek avı başlatıp onlarcasını hayattan kopartmıştır. Katledilen milletvekillerinin anısına dikilen anıt Alman Bundestag’ının hemen giriş kapısındadır. Hitler ve ekibinin çoğunluk iradesiyle işbaşına gelip daha sonra aynı usullerle gitmekten vazgeçmesi Alman halkını derin bir suça ortak olmaya mahkûm etmiştir.

Demokrasi, iktidara ancak anayasal sistemin çizdiği sınırlar içinde belirleyici olma yetkisi verir. O halde demokratik teamüller demokratik çoğunluk için de bir sınır işlevi görür. Bu sınırlar içinde kalınsa bile yöneticiler bir denetime tabidirler. Bu denetim sadece seçim sandığı kurulmasından ibaret değildir. Önceden konulmuş anayasal ve yasal kurallar çerçevesinde hukuksal denetim de zorunludur. Eğer bu gerçekleşmiyorsa demokratik rejimin vazgeçilmez unsuru olan hukuk devleti buharlaşmış demektir.

Demokrasi gerçekte halkın seçkinlerce onlar adına yönetilmesi şeklinde somutlaşır. Ancak halk bu yönetici kadroları seçimlerle değiştirme hakkını her zaman elinde tutar. Belki seçkinleri liyakat sahibi kadrolar olarak anlamak daha uygun olacaktır. Kadrolar liyakatli olsalar bile bu, onların hiç hata yapmayacakları anlamına gelmez. Ancak böyle bir durum gerçekleştiğinde hem hukuksal açıdan hem de toplumun siyasi tercihini değiştirmesi şeklinde yaptırım devreye girer. Buna karşılık sadece seçimde yeniden iktidara gelmiş olmak önceden gerçekleşen hukuk dışı olguların meşruluk kazanmasını sağlamaz. Demokrasi sadece istediğini yapmak değil demokratik teamüllere saygılı davranmak ve bunun yaptıklarının hesabını vermeye her zaman hazır olma erdemliliğidir.

Categories:

Tags:

No responses yet

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir